05 Nisan 2020 Pazar   

Mustafa HATİPLER / Yrd. Doçent / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

HATAY GİBİ YUTULMAK İSTEMİYORMUŞ...

 

KOSKOCA imparatorluğun dar bir kalıba sığdırılması ve kolunun kanadının kesilmesi operasyonunda, her şey sessiz sedasız halledilirken çözülemeyen bazı sorunlar da oluşmuştu. İşte bu çözülememiş sorunlardan biri de “Hatay Sorunu” idi. 
Hatay, 1516 yılında Osmanlı hakimiyetine girmiş, I. Dünya Savaşı’ndan sonra 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesiyle sona ermiş ve Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. 20 Ekim 1921'de  Fransa ile imzaladığımız meşhur Ankara Anlaşması'yla da özerk yönetim vaadiyle Suriye toprağı olarak Fransa yönetimine bırakılmıştır. Fransa, Hatay ve çevresinde “Kuzey Suriye Hükümeti” adı altında devlet kurmuş ve bu devleti Milletler Cemiyeti'ne tescil ettirmiştir. 9 Kasım 1936'da ise Fransa bölgedeki tüm haklarını Suriye'ye devretmiştir. Fransa ile yapılan uzun görüşmeler neticesinde 5 Temmuz 1938'de Türk askeri Hatay'a girmiş ve Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur. 
Ardından 24 Ağustos 1938'de seçime gidilmiş ve seçilen meclis  2 Eylül 1938'de “Hatay Cumhuriyeti”ni ilan etmiştir. Tayfur Sökmen, Hatay'ın ilk ve son cumhurbaşkanı seçilmiş ve Antakya başkent ilan edilmiştir.  Bu süreç, Hatay Millet Meclisi’nin 29 Haziran 1939'da oybirliği ile aldığı karar ile sona ermiş ve 23 Temmuz 1939'da Türkiye toprağı olmuştur. 
Türkiye’nin Hatay Sorunu’nundan yaklaşık 20 yıl sonra Kıbrıs Sorunu ortaya çıkmıştır. Kıbrıs, 1878 Berlin Anlaşması ile İngiltere’ye kiralanmış ancak Lozan Anlaşmasıyla el koymuştur. İngilizler, 1960’da adayı terk etmiş ve bağımsız Kıbrıs devleti kurulmuştur. Kıbrıs anayasası adadaki Türk ve Rum halklarına eşit siyasi hak ve statü tanımaktaydı. 
Türkiye, 1974 Temmuzunda Barış Harekatı’yla Kıbrıs’a müdahale etmiştir. Bu müdahaleye sebep olan esas, Kıbrıs Türklerinin 1960-1974 arası yaşadığı mezalimdir.  Bu mezalimle ilgili bir kaç örnek yazalım ki meselenin özü anlaşılsın: 
Politis gazetesinin "Kıbrıs: Cezalandırılmamış suçlar dosyası" adlı dizisinde yazılanlarla başlayalım: “11 Mayıs 1964'te iki Yunan subayı ile bir Rum polisi Mağusa kentinde öldürüldü.  Öldürülenlerden Kostakis Pandelidis, Lefkoşa Rum polis müdürünün oğluydu. Üstten emir geldi: "Her öldürülen Helen'e (Rum-Yunan) karşı 10 Türk öldürülsün.” Bu olaydan bir gün sonra, 12 Mayıs'ta Mağusa’da 17 Türk kurşuna dizilerek öldürüldü. 13 Mayıs 1964'te, İngiliz üsler bölgesinde geçici işçi statüsüyle çalışan 11 Kıbrıslı Türk katledildi. Öldürenler, Kıbrıslı Türklerin iş arkadaşları olan bir grup Rum ve Rum polisiydi. 24 Aralık 1963’te ise Rumlar, Türk subayın evini basarak banyoda eşi ve çocuklarını öldürdü. 
Bunlardan daha vahşice yapılan yüzlerce katliam yapıldı ne yazık ki Kıbrıslı Türkler’e. 
Tüm bu yaşananlardan yıllar sonra, üstelik KKTC  Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan birisi: “Hatay gibi yutulmak istemiyoruz. Rumlar ve İngilizler bize yardım etsin” diye feryat ediyor. Bu durum Bekri Mustafa’lık değil düpedüz ihanettir, düpedüz alçaklıktır, düpedüz hainliktir. Yaşanan o mezalimlerde can veren masum şehitlerin kanı, Kıbrıs Barış Harekatı’nda can veren yiğit şehitlerin kanı, insanı tutar...

Tarih: 14 Şubat 2020 Cuma    Hit: 1658




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol