25 Kasım 2020 Çarşamba   

Av. Ali Kahraman / Avukat / Hukukçu Gözüyle /

İSLAM DÜNYASININ ADALETLE İMTİHANI-1

 

İSLAM dünyasının Hukuk ve Adalet konusunda,  Batı karşısında sürekli olarak eleştirilen ve mahkum edilen bir konumda olduğınu görüyoruz. Halbuki Batı’nın geçmişi vahşi Soykırım ve Engizisyon vakaları ile doludur. Ne varki, bu gün bir medeniyet oluşturan Batı, öteki olarak gördüğü halklara her türlü zulüm, sömürü ve katliamı gerçekleştirse de, kendi halkını İslam dünyasından daha adil yönetmektedir.
Medeniyetlerin oluşumunda  Ahlak ve Adalet kavramlarına bakış açısı o medeniyetin ana parametrelerini oluşturmaktadır.
İslam medeniyetinin kuruluş aşamasında Hz. Ömer  ile birlikte adalet kavramının toplumsal yaşamdaki karşılığının ne olması gerektiğini ortaya koyan örnek uygulamalar görmekteyiz. Hepimizin bildiği ve çokça  kullandığı “Fıratın  kenarında bir koyunu kurt kapsa Rabbim hesabını benden soracaktır” sözünü ve Yahudi bir vatandaşın arsasına yapılan caminin yakılması yönünde verdiği kararı hepimiz hatırlarız. Aynı şekilde daha sonra Gazi Mustafa Kemal’in de kullandığı “ Adalet mülkün temelidir” sözünün de Hz. Ömer’den sadır olduğunu biliyoruz. 
Muaviye dönemine kadar Osman ve Ali dönemlerinde de genel olarak adil bir devlet yapısı devam etmiştir. 
Muaviye döneminde ise Devlet yapılanmasında Ümeyye Oğullarına daha adil davranan muhalefeti sindiren hatta kanını helal gören bir yapılanma ortaya çıkmıştır. İslam dünyası Saltanat sistemine geçmesinin sonuçlarını asırlar boyu yaşamak zorunda kalmıştır. İslam devletleri dillerinde Ömer adaletini terennüm ederken, uygulama Muaviye-Yezid Adaleti olmuştur.
Endülüs Emevileri, Selçuklular  ve Osmanlı İmparatorluklarının yönetim anlayışı, genel olarak Ömer’in Adalet ilkesini ön plana alan ve özellikle farklı dini ve etnik grupların tam bir hürriyet ile yaşamlarını sürdürdükleri bir yönetim mekanizmasını oluşturmuştur. Bu yapılar, kendi ülkelerinde olduğu gibi, Barış zamanında diğer ülke halklarının tamamının ve Savaş zamanında dahi kadın, çocuk ve yaşlıların hukukunu korumuştur.
Ancak Muaviye Adaleti, İslam devletlerinin yakasını hiç bırakmamış, en büyük zararı da Müslümanlara vermiştir. Emeviler ve Abbasiler zamanında oluşturulan Fıkıh ( Hukuk), bireyin özgürlüğünü ve bireysel güvencelerini değil de devletin meşruiyetini sağlamayı ön plana almıştır.
Bu günde İslam devletlerine baktığımızda neredeyse tamamına yakını Kutsal Devlet ve bu devlete tabi olan bir bir halk oluşturmayı hedeflemekte, aksi yöndeki  düşünceleri de Ayrılıkçı ve Hain olarak görmektedir. 
İran, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye ve sair bütün Devletler bu gün Adaletin tesisini devletin mutlak hakimiyeti ile sağlamaya çalışmaktadır. Yani Muaviye Adaletini esas almaktadır. İran ve Muaviye Adaleti, biraz çelişki gibi görülebilir ama yöntemler aynı…
Türkiye’ye gelecek olur isek, Osmanlı’dan sonra kurulan Genç Cumhuriyetin Kurucuları Devleti muhafaza edelim ve Batı ile ciddi sorunlar yaşamayalım adına, ülkedeki Müslüman ve Kürt kimliğine hep mesafeli bir bakış açısı sergilemişlerdir. Ulus Devleti ayakta tutmak için devlete tabi olan bir millet oluşturmaya çalışmışlardır. 

Tarih: 14 Ekim 2020 Çarşamba    Hit: 7347




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol