Diploma çok, ama meslek yok!
Bugün toplum olarak en büyük çıkmazımız, gençliği eğitmek yerine oyalamak üzerine kurulu bir düzende yaşamamızdır.
Üniversiteler dolup taşıyor ama hayat boşalıyor.
Diplomalar artıyor ama meslekler eksiliyor.
Gençler “okumuş” oluyor ama bir işe yaramıyor.
Ve biz hâlâ bu tabloya başarı diyoruz.
Oysa bu bir çöküşün resmidir.
Üniversite: Bilgi değil bekleyiş üretiyor
Bugün üniversiteye gitmek, neredeyse “hayata geç kalmanın” resmi hâline gelmiştir.
5 yıl, 6 yıl, hatta 7 yıl süren bölümlerden mezun olan gençlerin elinde bir diplomadan başka hiçbir şey yok.
Zaman geçiyor, hayat geç kalıyor.
Üniversite, bir hedef değil, bir bekleyiş alanına dönüşmüş durumda.
Oysa gerçek şudur:
Üniversiteye herkes gitmemeli.
Orası sadece “yüksek maaş almak isteyen” değil, toplumu ileri taşıma iddiası olan insanların yeri olmalıdır.
Bugün üniversiteler, liyakat değil, mecburiyet için doludur.
Ve bu mecburiyet, toplumu vasatlaştırmaktadır.
Zorunlu eğitim 10 yılla sınırlandırılmalı
Bugün 12 yıl süren zorunlu eğitim, gençlerin hayata geç başlamasına neden oluyor.
Zorunlu eğitim 10 yılla sınırlandırılmalı ve ondan sonra genç, ya mesleğe yönlendirilmeli ya da gerçekten okuyacaksa üniversiteye hazırlanmalıdır.
Eğitim, yarış atı yetiştirmek için değil, hayata iş ve sorumluluk sahibi bireyler kazandırmak içindir.
Gençleri 25 yaşına kadar “bekletmek”, onları hayattan soğutmak, aile kurmalarını geciktirmek ve toplumsal yapıyı temelsizleştirmektir.
Bu süreç geciktikçe:
Evlilikler erteleniyor,
Doğurganlık yaşı artıyor,
Aile yapısı çöküyor,
Toplum yaşlanıyor,
Millet geleceğini kaybediyor!
Bu felaket süreci bir an önce durdurulmalıdır!
Diploma çok ama meslek yok: Bu büyük tehlikedir
Artık elimizde on binlerce diploma var ama bir tornacı, bir usta, bir sanatkâr bulamıyoruz.
Çünkü meslek liseleri, üretim merkezleri olmaktan çıkmış; üniversiteler, mesleğe değil, “beklemeye” hizmet eder hâle gelmiştir.
Gerçek eğitim, hayata hazırlayan eğitimdir.
Sınıfta değil; hayatın içinde öğrenilen bilgi, toplumun temelidir.
Liseler ahlaki ustalık ocağına dönüştürülmeli
Liseler, sınav maratonlarının ve akademik yığınların değil, meslek öğrenmenin, sanatkâr yetiştirmenin merkezleri olmalıdır.
Her gencin masa başında oturması gerekmez.
Biri yazılımcı olur, biri çiftçi, biri mobilyacı, biri girişimci…
Ama hepsi bir işin ehli olmalıdır.
İşte o zaman toplum güçlenir.
20 yaşında hayat başlamalı, aile kurulmalı
Bugün gençler 30 yaşına kadar “hayatı bekliyor.”
Ama gerçek şu:
Hayat 20 yaşında başlamalıdır.
O yaş, aile kurmak, üretmek, sorumluluk almak için en uygun yaştır.
Ne kadar geç kalırsak, millet olarak o kadar zayıflarız.
Gençlik ertelenemez.
Sorumluluk geciktirilemez.
Çözüm net ve uygulanabilir
Zorunlu eğitim 10 yıl ile sınırlandırılmalı.
Üniversite 3 yıla indirilmeli, teori değil pratik esas alınmalı.
Üniversiteye sadece toplumu ileri taşıyacak vizyona sahip bireyler yönlendirilmeli.
Liseler ustalık, zanaat ve meslek merkezleri hâline getirilmelidir.
Gençler 20 yaşında hayata ve aile kurmaya başlamalıdır.
Eğitim, kağıt üretmemeli; iş, sorumluluk ve ahlak üretmelidir.
Bugün eğitimin sorunu bilgi değil, yönsüzlük;
sistemin sorunu içerik değil, amaçsızlık…
Uzayan okul, sadece zamanı değil, geleceği tüketir.
Diploma çok olabilir ama meslek yoksa, millet çöker.
Bu yazı bir uyarıdır.
Bu yazı bir davettir.
Gençliği kurtarmak, milleti kurtarmaktır.varsa da susturulmuş.