Rahmetli Karakoç bu şiirinde, köyden gelen insanların şehirdeki yalnızlığını ve resmi dairelerde insan yerine konmayıp azar yediğini lirik bir şekilde dile getirmiştir. Geçmişte Türkiye’de yaşayan insanların özellikle de köylü ve kasabalıların azınlık bir elit ve bunların temsilcisi kamu yöneticileri tarafından küçümsenip adam yerine konmadıklarını görmekteyiz. Bu durum 1930 yılından 1994 yılına kadar devam etmiş olup, o kasabalıların yerel iktidara geldiği 1994 yılına kadar devam edegelmiştir. Kendisi de bir şehirli olan Necmettin Erbakan’ın etrafında kümelenen dışlanmış insanlardan oluşan Refah Partisinin iktidara gelmesi ile ülkemizde önemli bir kırılma yaşanmış ve insanlar artık özellikle Belediyelere korkarak değil büyük bir heyecan ve özgüvenle gitmeye hizmet talebinde bulunmaya başlamıştır.
Belediye başkanları da bu süreçte kendi içinden çıktığı halkın her türlü ihtiyacına cevap vermeye başlamış, Merkezi hükümetin de aynı jenerasyona sahip kişilerin oluşturduğu siyasi parti tarafından kurulması sonucunda devlet millet bütünleşmesi sağlanmıştır.
Geçen 32 yıllık süreçte gelinen noktaya baktığımızda, son 5 yılda devlet millet bütünleşmesinin ciddi olarak zedelendiğini ve gerek merkezi iktidarın gerekse yerel yöneticilerin halktan koptuğu ve gündemlerinin halk ve hizmet yerine başka şeyler olduğu görülmektedir.
Belediyeler özelinde konuyu incelediğimizde, bütün siyasi partilerin kazandıkları belediyeler ve belediye başkanları üzerinde otoritelerini kaybettiğini, Belediye Başkanlarının bu kurumları kendi Aile Şirketlerine çevirdiğini ve siyasi partilerin maddi yüklerini belediyeler üzerinden karşıladıkları için hiçbir belediyeye ve belediye başkanına karşı ciddi bir denetim ve yaptırım uygulayamadıklarını gözlemlemekteyiz.
Belediyeler siyasi parti yetkililerinin Araç- Gereç ve parasal ihtiyaçlarını karşılayan yani asıl patronluk yapan bir mekanizmaya dönüşmüş, hizmet üreten birim olmaktan çıkıp, Belediye riyasetinin ve çevresinin her türlü talebinin karşılandığı bir kurum haline getirilmiştir. Bu gelinen durumun en önemli sebeplerinden birincisi, Belediyeler üzerinde gerçek anlamda bir denetim mekanizmasının olmamasıdır. İkinci olarak da siyasi partilerin her türlü maddi talebini ve problemlerini çözen bir kurum haline gelen belediyelere siyaseten kimsenin artık hesap soramaz hale gelmesidir.
Gelinen bu noktada her geçen gün bir belediyede ortaya çıkan rezilliğin haberi ile uyanıyoruz. Artık yolsuzluğun sıradan bir durum olduğunu kanıksayıp. Belediye başkanlarının özel hayatlarının televizyonların gündüz kuşağı programlarına düştüğü günleri yaşamaya başladık.
Bu saatten sonra Belediyelerin siyasi partisine ve belediye başkanlarının kişiliğine bakmadan oluşan bu kangrene bir çözüm bulmak gerekiyor; belediyeleri seçimle gelinen ve kendi bütçesini kendisi yapan ve dilediği yere dilediği şekilde para ve emek harcayan kurumlar olmaktan çıkarıp, Valilik ve kaymakamlıklara bağlı hizmet kurumları haline getirmek lazım.