24 Haziran 2024 Pazartesi   

Sadık KAHRAMAN / Gazeteci Yazar / Şehir ve İnsan

SENİ GİDİ SENİ

 

28 Mayıs sonrası çil yavrusu gibi dağılacağı öngörülen muhalefet cenahı gerçekten de bölüne bölüne paramparça oldu. Her geçen gün yeni bir söylem ve eylemle toplumun onlara neden güvenmediğini bir kez daha kanıtlıyorlar. Altılı Masa projesinin başarıya ulaşamayacağı, 1 sene boyunca kahvede toplanıp dağılan ekip görüntüsü çizmelerinden zaten belliydi fakat takip edebildiğimiz dağılmış görüntü bizim gibi bu durumun gerçekleşeceğini tahmin edenlere bile yer yer şaşkınlık yaşatıyor. CHP’de kendi diktatörlerine başkaldırmaya yüreği yetmeyen muhaliflerin gücünün sadece depremzedelere yettiğini gören milletin, bu muhalefete neden inanmadığı belli oluyor. Şimdilerde Akşener’in ittifaklara son verme çağrısı aslında arka planda, bizim bilmediğimiz daha onlarca skandalın yaşandığına dair ipucu da veriyor. Meral Hanım’ın çağrısı ne kadar samimidir, kendisi bu çağrısıyla hangi sınırlara kadar barışık kalabilir onu ilerleyen dönemlerde göreceğiz fakat İstanbul’da da Ankara’da da kendi adaylarıyla seçime girecekleri iddiası şimdilik pek inandırıcı görünmüyor. Düne kadar cumhurbaşkanı yardımcısı ve hatta cumhurbaşkanı yapmaya çalıştığı adamları şimdi belediye başkanlığı yarışında desteklemeyeceğini düşünmek en hafif tabirle kendisiyle çelişki yaşamasına sebep oluyor. Eğer bu isimlerden uğradığı bir ihanet veya onlara karşı bir kırgınlığı var da açıklamıyorsa yine aynı tablo karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla son verdiği röportajdaki ifadeleri Akşener’e, Ekrem İmamoğlu’nun sözlerini hatırlatma ihtiyacı getiriyor. Malum, İmamoğlu, 14 Mayıs seçimlerinden önce isim vermeden Erdoğan’a seslenmiş ve “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.” sözünü hatırlatıp “Seni gidi seni, o günden anladın seçimi kaybedeceğini.” demişti. Meral Hanım da masadan kalkıp geri otururken, tüm yetkileri Kemal Bey’e verdik derken, seçim sonrası Altılı Masa’da bulunmasından duyduğu pişmanlığı çığırırken hep ileride kaybedeceği seçimlerin farkındaydı. Şimdi de “Haydi ittifakları bitirelim, biz de seçime kendi adayımızla gireceğiz zaten.” derken sanki asıl mesajı Cumhur İttifakına veriyor. Haydi dağılın, başka türlü sizi yenemeyeceğiz demeye getiriyor. Halbuki bir yandan da kendi alt mesajına karşı kendi cevabı aynı röportajında veriyor: Onlar etle tırnak gibi olmuşlar, bizde masanın altından tekme atıldı...
*
Ekrem İmamoğlu demişken, İstanbul’da her gün yaşanan tuhaf tuhaf aksaklıkları bir tarafa bırakıp, siyasal anlamda değiştirdiği pozisyondan söz etmek istiyorum. Zira İstanbul’un halinin bence anlatmaya değer bir hali kalmadı. Şehirdeki hem kültürel hem de sosyal yozlaşma her geçen gün artıyor. Toplu taşımada gündelik hayatı insana zindan eden tonla problem var ama benim için artık bunlar hakkında konuşacak bir şey yok. Söylediğim gibi ben, İmamoğlu’nun kendisini siyasi arenada düşürdüğü durumdan bahsedeceğim. Ekrem Bey bundan birkaç ay öncesine kadar muhalif seçmenin tüm ümitlerini kendisine bağladığı ve Kılıçdaroğlu’na karşı bayrak açarak sıyrılacağına inandığı bir isimdi. Hatta cumhurbaşkanı yardımcılığı için bile sosyal medyada olsun, CHP tabanında olsun, kendisiyle ilgili büyük heyecan vardı. Olmaz ya, seçimi kaybederlerse Kılıçdaroğlu’nun yerine kesinlikle o geçecekti. Çünkü 2019’da, Ak Parti’nin büyük hatasıyla kahramanlaşan İmamoğlu, o seçimlerden itibaren “muhalefetin Erdoğan’ı” şeklinde bir imaja büründürüldü. Tüm muhalifler etrafında bir şekilde birleşti, aslında sahip olmadığı pek çok vasıf da kendisine atfedildi ve o da enteresan bir kurtarıcı rolüne soyundu. Cumhurbaşkanı adayı olamadı ama yardımcısı adayı oldu, seçimler kaybedildi ama en azından CHP’nin başına gelme ihtimali doğdu. Ve böylece beklenen an geldi, İmamoğlu’ndan Erdoğan oluşturmaya çalışan muhalif medya ve seçmen, onun, Erdoğan’ın Ak Parti’yi kurarken gösterdiği cesareti, Erbakan gibi bir figüre karşı sergilediği özgüveni, en azından bunların yarısını, doğal olarak Kılıçdaroğlu’na karşı gösterebileceğini düşündü. Ama yanıldılar. Çünkü ne İmamoğlu, Erdoğan gibi artık Türkiye tarihine geçmiş ve efsaneleşerek çoktan siyasi gözü pekliğini ispatlamış bir politikacıdır ne onun gibi dört bir yandan saldırıya uğrayarak başarıya tırmanma yolu kapatılmıştır ne onun gibi icraatlerde bulunmuştur ne de kafalarda oluşturulan imajıyla uzaktan yakından alakası vardır. İstanbul gibi bir şehre hizmet etme şansını elinin tersiyle tepmiş, daha ilk günden en tepeye gözünü diktiğinden hırsıyla kendini kör etmiş, 5 yıllık büyükşehir belediye başkanlığı sürecinde Erdoğan, Adalar’a su bağlatmakla, Haliç’i o rezil kokudan kurtarmakla uğraşırken İmamoğlu şehrin kriz anlarında sınıfta kalmış, son olarak da sanki İstanbul’daki tüm sorunlar bitmiş gibi cumhurbaşkanı yardımcılığı için şehir şehir dolaşıp lidercilik oynamıştır. Yukarıda bahsettiğim konuşmasındaki gibi kelime oyunu yaptığı, sosyal medyada parlatılan üç beş demeci haricinde de muhalefet namına yaptığı bir şey yoktur. Üstelik Muharrem İnce’ye, “Adam kazandı.” ifadesi ve o gece kameraların karşısına geçip açıklama yapmayışı sebebiyle hala kırgınlık gösteren muhalif seçmeni, 14 Mayıs gecesi alenen, göz göre göre kandırmıştır. O gece söylediklerine rağmen kendisine bel bağlayanların çoğunu da belediye başkanlığı için tekrar adaylığını açıkladığı anda kaybetmiştir. Şimdi İmamoğlu İstanbul’u kaybederse sorumlusu elbette yine Kılıçdaroğlu olacak ve kendisi tüm bu saydıklarımıza rağmen yine genel başkanlığı zorlayacak. Böylece hem Kılıçdaroğlu’ndan tamamen kurtulacak hem de Erdoğancılık oynaması için daha makul bir makamı olacak. Hatırlarsanız, kaybedeceğini söyleyip meydanlarda güldüğü Erdoğan hakkında, seçimlerden sonraki ilk konuşmalarından birinde, ne hikmetse, cumhuriyetin Kasımpaşa'da doğan bir çocuğun cumhurbaşkanı olabilmesini sağladığını söyleyip Erdoğancılara selam çakmıştı. O anda da benim aklıma yine daha önce bahsettiğim sözleri geldi, çünkü ne yalan söyleyeyim, o sözlerin devamında kimin kazandığını bilip de görüntüleri izleyince insana bir gülme geliyor. Onun için bütün bu başkanlık adaylığı, Erdoğan’a ve onun destekçilerine verdiği mesajlar, onu hafiften taklit etmeler, Kılıçdaroğlu’na rest çekememesine rağmen seçimi kaybederek onun koltuğunu ele alma planı, hepsi ama hepsi beni o gülünç sözlere götürüyor; “Seni gidi seni, o günden anladın seçimi kaybedeceğini.“
*
Sonuç Kılıçdaroğlu’nu kenara almak büyükelçi ilişkileriyle mümkün değildir.
Yenilen hurmalar “gün”gelir seni tırmalar…Elbette baba oğul arasına girilmez.
Ama seyirci artık size gişe yaptırmaz haberiniz olsun

Tarih: 23 Eylül 2023 Cumartesi    Hit: 980




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol