21 Nisan 2024 Pazar   

Sadık KAHRAMAN / Gazeteci Yazar / Şehir ve İnsan

21 YILIN ESKİTEMEDİĞİ ADAM VE CEPHELER

 

Türkiye son 10 yılı aşkın süreçte hep kritik seçimlere girdi. Erdoğan’ın ta 2009’daki Davos çıkışından beri, sürekli olarak bir kriz ortamında ya seçime yol aldık ya da seçim sonrası meydana gelen kaoslara şahit olduk.
2013’te başlayan Gezi olayları ve akabinde gelen 17-25 Aralık dönemi, Hendek olayları, 15 Temmuz darbe girişimi, global anlamda yaşadığımız pandemi ile beraberinde büyüyen ekonomik kriz ve ne yazık ki en son yaşadığımız 6 Şubat depremi... Sayarken bile manen yorulduğumuz şu olayların hepsi neredeyse 10 yılda yaşandı. Yurtiçinde bitirilen, 40 yıllık terör belasıyla beraber mücadele etmek zorunda kaldığımız tüm bu hadiseler milletçe hepimizi bir şekilde yaraladı, hepimizde ayrı bir iz bıraktı. Bugüne kadar pek çok yazımızda da söylediğimiz gibi, asıl acı veren taraf, bizim keskin çizgilerle arasına sınırlar çekili halkımızda bu yaraların izleri benzer bile olamadı. PKK’nın kalleşçe katlettiği kundaktaki bebekler, gencecik insanlarımız, kadınlarımız, delikanlılarımız, bir nefret tufanının içinde hayatı karartılan gariban toplumumuz bu vehamete karşı beraber duramayacak, beraber göğüs geremeyecek raddeye dahi geldi. Şimdi seçim propagandalarını izlerken aklımdan sadece bu geçiyor. Erdoğan siyasi hayatının en fazla risk taşıyan seçimine girmek üzere ve etrafı çok da kalabalık değilken, karşısında biriken ordu her geçen gün biraz daha garip bir şaşkınlık oluşturarak yeni bir skandalla cephelerini genişletmeye çalışıyor. Meral Akşener’in U dönüşü sonrası ivmesi düşüşe giren masa, HDP’nin açık desteğine rağmen beklenen düzeyde oy oranına yaklaşmayı başardı. Bu nasıl bir nefretmiş ki, milliyetçi olarak tanımlanan parti ile PKK’nın siyasi ayağını, milli görüşçü diye geçinenlerle İngiliz gazeteleri ortak paydada birleştiriyor. Bu nasıl bir kin duygusu ki, sosyal medyada her gün intikam yeminleri ediliyor, çoluk çocuk demeden rövanş alınacağı söyleniyor da yine masanın adayına ülkenin neredeyse yarısından oy çıkabiliyor? Akıl alır şey değil doğrusu. AK Partilileri devamlı “Yargılanacaksınız!” diye tehdit eden muhalifler, daha bugün HDP’nin yedeği Yeşil ve Sol Partili Saliha Aydeniz’in “14 Mayıs’ta İmralı’nın kapısını paramparça edeceğiz, tecride son vereceğiz.” lafına tek kelime etmiyor. Milli savunma sanayii için yapılanlara, TCG Anadolu’ya, Kızılelma’ya, İHA-SİHA’lara kulp bulup burun bükenler, Apo’nun heykelini dikeceğini söyleyen Demirtaş’ın sözleriyle cumhurbaşkanı adayı belirliyor. Hatta gazetecinin teki “TCG Anadolu’nun iki bombalık canı var.” diyebiliyor, kimseden ses çıkmıyor. Bu nasıl iş ki, Akşener masadan kalktığı gün “sağcıdan dost olmaz” temasıyla edilen küfürler, hatta içlerinde en entelektüellerinden sayılan Fazıl Say’ın “Sifonu çek. Gitsin.” tweetine yağan destek, Akşener masaya döndüğü anda göz ardı edilebiliyor? Bütün bunların nedeni sadece Erdoğan’a hınçları olabilir mi? Elbette hayır. Erdoğan’ın özelinde, onun temsil ettiği değerlere, onunla özdeşleşmiş ilkelere düşmanlığın vücut bulmuş halidir bu. Sezgin Tanrıkulu PKK’nın kurulduğu köyden paylaşım yapıp bahar sözü verirken, Demirtaş hapishaneden her gün yeni bir haber yollayıp barış vaadediyor. Barışı, baharı dağlardaki deliklerde ve hapishane çukurlarında öğrenemeyeceklerine göre, topluma nasıl bir barıştan, nasıl bir bahardan bahsediyorlar, diye düşünüyor insan. Dağlara kaçırıp gençliğini söndürdükleri delikanlıları, genç kızları yok sayıp utanmadan gençlerden söz istiyorlar ve ne hikmetse, düne kadar şehit haberleriyle ismini akıllarımıza kazıdığımız Cudi’den, şimdilerde gelen petrol rezervi haberi, bu terör tutuklusunun yaptığı çağrılardan daha fazla ilgi çekmiyor sosyal mecralarda. Böyle sanal ortamlarda populizm çalışıyor çünkü, gerçek hizmetler değil. Kılıçdaroğlu’nun daha yakın zamanda, “Bakalım Ayasofya Camii propagandası ne zaman başlayacak? Bunlar için her şey reklam. Hiçbir kutsalları yok.” diyerek yaptığı paylaşıma binlerce kişi ilgi gösteriyor ama kaç kişi gerçekten sorgulayarak okuyor? Kaç kişi soruyor, “Demirtaş’la Kavala’nın özgür kalmasını istiyorsanız bize oy verin” derken ya da “Alevi.” başlıklı video yayınlayıp on yıllar sonra tekrar mezhep çatışmasının altını harlamaya, buradan bir mağduriyet oluşturmaya çalışırken senin kutsalın oluyor da, Erdoğan, masadakilerin sürekli açamayacağını iddia edip alaya aldıkları yüz yıldır kapalı Ayasofya’yı ibadete açtığına sevinince kutsalı olmuyor? Çok fazla soru sorulabilir masaya. Mesela düne kadar en vasıfsız bakan denilen Davutoğlu neden orada oturuyor, neden kendisine bakanlık teklif ediliyor? HDP dolaylı ya da dolaysız, masanın hiçbir yerinde değil diyen Akşener, HDP’nin Kılıçdaroğlu’nu kara kaşı kara gözü için desteklediğini mi zannediyor? “Seni başkan yaptırmayacağız.” diyerek grup kürsüsünden Erdoğan’a hitap eden Demirtaş, neden Kılıçdaroğlu’nu başkan yaptırmak istiyor? Şeffaf ve namuslu siyaset sözü böyle mi veriliyor? Kılıçdaroğlu, son birkaç gündür, Demirtaş’ın tweetleriyle başlayan bir kasede ilişkin neyin ön alma çabası içerisinde? Neden Akşener hariç hepsi bu teknolojik gelişmelerden dem vurup deep fake gibi uygulamalarla montaj kayıtlar üretilebileceğini söylüyor? Bu neyin telaşıdır? Neden The Economist’ten tutun da Der Spiegel’e kadar yabancı gazete ve dergilerde, Erdoğan’ı karalama kampanyası yürütülüyor? Yeşil ve Sol Parti milletvekili adaylarından Azad Barış, “Seçimi kazanırsak özerkliği getireceğiz.” diyor da Akşener nasıl çıkıp cevap veremiyor? Devam edebiliriz, liste böyle uzar gider. Bu sorular da asla muhataplarına sorulamaz. Burada önemli olan, hiç masum görünmeyen ve birbirinden tamamen alakasız 7 bileşenin hangi saiklerle bir araya geldiği ve milletin bu bloğun karşısında yer alıp almayacağıdır. Evet hayat pahalı, evet alım gücünde sıkıntılar var, iktidarın yanlışları ve hataları var; Erdoğan’ın da öyle. Fakat bu yanlışlara dayanarak yüz çevirilecek vakit bu vakit değildir. Kandil’den her gün bir başka mesajın geldiği bu vakit, Erdoğan’ın karşısında durulacak vakit değildir. Bu millet de soğanla patates pahalı diye vatanını ucuza bırakacak değildir. Senelerce yobaz, cahil, gerici diye yaftalanan halkın, sosyal medya organlarından test edilemeyen yüce bir feraseti vardır. Bugün ekonomik şartları bahane ederek Erdoğan’a karşıtlık yapanlar, işte o sağduyuyu anlayamadığı için yanılıyor. Sanıyorlar ki maddi yönden mevcut problemler, o insanların Erdoğan sayesinde tattığı refah ve güven duygusundan, onun sayesinde yaşadığı huzur ve özgürlük ortamından daha değerli. Değil efendim, olamaz. Erdoğan yalnızca bir neslin dahi değil, tam üç neslin hayatına dokunmuştur. Onun için 21 yılın eskitemediği bir sevgi ve bunun verdiği güçle Erdoğan’ın hala seçimin gözdesi olduğunu düşünüyorum. Kılıçdaroğlu’yla ilgili çıkacağı söylenen kasetin içeriği nedir onu da bilemiyorum. Fakat Kılıçdaroğlu’nun, zamanında grup toplantılarında bangır bangır dinlettiği 17-25 Aralık’ta piyasaya sürülen kayıtlardan bahsederken “İçeriğine ilişkin bir montaj yok.” diye açıklamalar yaptığını çok iyi hatırlıyorum. Şimdi “Biliyorsunuz, 17-25 Aralık’ta Erdoğan’a da aynısını yaptılar” açıklamasının bir şey ifade etmediğini de.. Aradan geçen 10 yılda FETÖ’sünden PKK’sına, uluslararası piyonlardan baronlara, yurt dışından iktidarla ilgili diziler yayınlayıp muhalifler tarafından neredeyse kahraman ilan edilen mafyalardan yabancı gazete ve dergilere kadar akla hayale gelmeyecek kadar çok cephede mücadele veren Erdoğan, bu seçim kampanyasını hep proje odaklı yürüterek bence yine akıllı bir hamle yaptı. Yapmış olduklarım yapacaklarımın teminatıdır, düsturuyla hareket etti. Milliyetçi her vatandaşın gurur duyacağı müjdeler verdi, Türkiye kendi doğalgazını çıkardı, kendi insansız hava araçlarını yaptı, petrolünü çıkarmaya başladı, Teknofest kapsamında milyonlarca gence umut ve ideal ışığı yaktı. Karşısında sürdürülen propagandada terörün adı hiç bundan daha net geçmemişti fakat hiç bu denli duyarsızlık da görülmemişti. Bakalım yerel yönetimlerde özerklik isteyenlere rağmen ulusalcılar, başörtüsü özgürlüğü Anayasa’ya girsin teklifine Anayasa’yı sulandırmayın diyenlere rağmen sözde milli görüşçü Saadetliler, kendilerine it sürüsü diyenlere rağmen kemalistler, Kılıçdaroğlu’na nasıl oy verecek; hep beraber izleyeceğiz. Önemli olan devletin bekasıdır, Allah ona zeval vermesin. Kirli ittifakların, ilke tanımayan siyasetin önünde bildiğimiz tek şey var ki, toprak da devlet de sahip çıkanındır. İkisine de sahip çıkacak yürek bu sağduyu sahibi millette vardır. Yaygara çıkarmadan, sessiz, sakin son sözünü sandıkta söyleyip ertesi gün işine gücüne dönen, ihtiyaç duyulduğunda 15 Temmuz’da olduğu gibi canını bu memleket için siper etmekten çekinmeyen milyonlar vardır. Onların atacağı adım 14 Mayıs’ta Allah’ın izniyle bu ülkeye derin bir nefes aldıracak, kurulan cephelere cevabını verecektir. Nitekim her iki ittifakın da İstanbul mitinglerinden manzara rahatça okunabiliyor. Meydanlar yanıltıcı olabilir fakat seçmenin meydanlara akını siyasetçilerin kitlelerini ne kadar heyecanlandırabildiğinin göstergesidir. Erdoğan’ın 2 milyona yakın kişinin katıldığı ve yapmış olduğu en büyük miting olan İstanbul’daki toplanma, Cumhur İttifakı’nın zaferine işaret ettiği gibi psikolojik üstünlüğü de iyiden iyiye bu tarafa geçirmiştir, vesselam.

Tarih: 19 Mayıs 2023 Cuma    Hit: 1184




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol