24 Haziran 2024 Pazartesi   

Mustafa HATİPLER / Prof. Dr. / Rumeli Mektupları

İRAN’IN İSRAİL’E FÜZE VE DRON SALDIRISINA DAİR

 

Bilindiği üzere İran, 13 Nisan 2024 Cumartesi günü, İsrail’e beklenen saldırısını gerçekleştirdi. İsrail, bu saldırıyı 13 gündür bekliyordu. İran’ın bu saldırısı, İsrail’in 1 Nisan günü Şam İran Başkonsolosluğuna yaptığı hava saldırısına karşı yapılmıştı. İsrail, 1 Nisan 2024’de Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğuna hava saldırısı düzenlemiş ve 7 İran Devrim Muhafızı mensubu ile 6 Suriye vatandaşını öldürmüştü.
Ulusal ve uluslararası yayın organlarında çok konuşulup yazılan bu saldırı, uluslararası ilişkiler konusunda başlı başına bir araştırma konusu aslında. Saldırı her yönüyle ilginçliklere sahip; İran’ın günler öncesinden ve adeta “geliyorum hazırlıklı ol” anlamına gelen tutumu, İsrail’in tüm savunma sistemlerini alarma geçirmesi ve nihayet gelen saldırının dağın fare doğurmasından öte geçememesi… Bu saldırının kazananı kim? Gazze’de yaşananlara nasıl bir etki sağladı? Ortadoğu’da nelerin yaşanmasına vesile olacak? Bu soruların sayısını çoğaltmak mümkün… Niyetimiz İran’a muhalefet etmek değil. Her şeye rağmen İran tarafından böyle bir karşı saldırının yapılmış olması son derece önemli bir gelişmedir. Aynı şekilde, İran’ın karşı saldırısına karşı bazı İslam ülkelerinin İsrail’in yanında yer alması da son derece acı bir durumdur.   
İlk önce belki de tek olumlu yandan başlayalım: İran saldırısının gözden kaçırılmaya çalışılan en önemli yanı, saldırıya karşı ABD, İngiltere, Fransa, S. Arabistan ve Ürdün’ün İsrail’in yanında yer almasıdır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, İsrail’in İran’ın saldırılarına karşı kendini tek başına savunamayacak olmasıdır. Ayrıca İran’ın hemen hemen başarısızlığın zirvesini  yaşamasına sebep olan stratejik sabır politikasını  terk etmiş olması da İran için bir prestij nedeni olarak okunabilir.
Bu olumlu tarafların dışında ne yazık ki saldırı baştan sona İsrail’in ve dolayısıyla Gazze kasabı Netanyahu’nun işine yaramıştır. En acı olan yanı, Gazze’nin dünya gündeminden düşürülmesi, Netanyahu’nun ülke içinde gücünün yeniden elde edilmesi ve ABD desteğini yeniden kazanmasıdır.
Bu noktada düşündürücü olan husus, İran’ın, 1979 yılında yaşanan Devrim günlerinden bu yana söylediği “Büyük şeytan ABD, küçük şeytan İsrail” söyleminin içinin çok dolu olmadığı ve hatta İran ve İsrail’in birbirlerinden beslendiği düşüncesidir. 7 Ekim 2023’ten bu yana dünya kamuoyuna karşı sağır olan ve ciddi prestij kaybetmiş olan ve katilliğini tescillemiş olan İsrail, son derece stratejik bir saldırı ve ardından gelen İran’ın karşı saldırısıyla dünya kamuoyunu kendi lehine çevirmeyi başarmıştır. Netanyahu bununla da kalmamış İran’ın saldırdığı ülke olmak bakımından mağduriyetini öne sürmüştür. Ne yazık ki 7 Ekim 2023’te olduğu gibi bir kere daha ABD’nin koşulsuz- şartsız desteğini elde etmiştir.
Öte yandan İsrail, uluslararası arenada en büyük gösterisini İran’ı başarısız göstermek konusunda gerçekleştirmiştir. İsrail’e göre İran bu saldırısında başarısız olmuş ve demir kubbeyi geçememiştir.  
Şimdiye kadar çeşitli vekalet savaşlarında kısmi başarılar elde etmiş olan İran’ın kendi karşı saldırısındaki çok düşük başarısı ve alem-i İslamın dağınık hali gerçekten ibretliktir.

Tarih: 24 Nisan 2024 Çarşamba    Hit: 1073




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol