26 Şubat 2020 Çarşamba   

Mustafa HATİPLER / Yrd. Doçent / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

TÜRKİYE’NİN LİBYA’DA İŞİ VAR; HEP OLMALI...

 

OSMANLI tarihinde sürgün yurdu Fizan’la da bilinen Libya, topraklarının onda dokuzluk kısmı çöl olsa da Afrika’nın dördüncü büyük coğrafyasına sahip ülkesi. Çöllerin içinde El-Hâmidetü’l-hamrâsı, Tibesti serîri ve Merzûk’u en meşhur olanları. Akdeniz’e kıyısı olmakla beraber, kuzeybatısında Tunus, batısında Cezayir, güneyinde Nijer ve Çad, güneydoğusunda Sudan, doğusunda Mısır yer alıyor ve başkenti Trablus (Tripoli) Libya’nın. Petrol üreten ülke olan Libya’nın Akdeniz kıyısındaki “sebha” denilen suları tuzlu sığ gölleri ve Cefera adı verilen ovası da meşhur. Libya’nın nüfusunun büyük bir kısmı Berberilerden ve Araplardan oluşmaktadır.
Hz Ömer zamanında, 642 yılında, Amr b. Âs komutasındaki İslâm ordusu alınan Libya, daha sonra cizye ile bırakılmış uzun savaş ve isyanlardan sonra 670 yılında kalıcı olarak islam toprağı olmuştur. Bu fetihten sonra da çeşitli isyanlar yaşanmıştır. Tunus’la birlikte, Ağlebîler, Fatımiler ve Muvahhidler, Berberiler, Hafsiler, Sicilya Krallığı ve İspanyolların yönetiminde kalmış olan Libya, XVI. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti yönetimi altına girmiştir.
Niyetimiz tarih bilgisi vermek değil; son zamanlarda döne döne “Libya’da ne işimiz var” diye barış havarisi kesilenlere ne işimiz olduğunu ifade etmektir. Bu Libya, 2011 yılında başlayan (daha doğrusu başlatılan) uluslararası bir proje olan Arap Baharı ile istikrarını kaybetti. Uzun görüşmeler sonunda gelinen noktada durum şu: bir tarafta Suudi Arabistan’ın, Rusya’nın, Fransa’nın, İtalya’nın, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan ve Mısır’ın desteklediği Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu diğer tarafta Türkiye’nin desteklediği Trablus ve Mısrata güçlerinden oluşan Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Halid el Meşri ve Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Serrac bulunuyor.
Türkiye, BM ve diğer uluslararası örgütlerin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti nin daveti üzerine Libya’da olacak. Aslında işin başından itibaren sorulması gereken soru; Türkiye’nin neden bu işin içinde ve hatta başında olmadığı sorusu olmalıdır. Ama Türkiye’yi sadece 780.576 km alandan ve 1923 yılından bugüne sananlar için böyle bir sorunun anlamı yok. Evet, Türkiye bu işin başından itibaren içinde ve olmalıydı. Tarafları bir araya getirmeli ve oyunu kurmalıydı. Bu fırsat kaçmış olsa da şimdi Türkiye Libya’da ve oyunu yeniden kurmaya çalışıyor.
Esas mesele, Türkiye’nin meşru Libya hükümetiyle mutabakatı ve oraya asker göndermesi değil elbette. Esas mesele, Türkiye’nin Libya ile olan mutabakatı nedeniyle Akdeniz’de daha güçlü hale gelmesidir. Ve esas kavga; geçmişte olduğu gibi bugün de, Türkiye’yi coğrafi sınırlarına mahkum etmek ve bir sömürge ülkesi olmasına seyirci kalmak isteyenlerle Türkiye’yi zincirlerini kırmış bir ülke yaparak bölgesel ve küresel güç haline gelmesini isteyenler arasında. Yakın tarihte Erdoğan düşmanlığının verdiği körlükle MİT TIRları meselesini BM’ye taşımaya kalkanlar şimdi de Libya’da ne işimiz var diye bağırıyor. Geçmişte sol literatürde “Komprodor” kavramının ne kadar geniş bir anlamı olduğunu ve günümüz solunu da kapsadığını görmek elbette üzücü.

Tarih: 15 Ocak 2020 Çarşamba    Hit: 6057




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol