27 Şubat 2021 Cumartesi   

Mustafa SÖNMEZ / Araştırmacı / Yazar / İSAR

ESKİDEN GERİYE...

 

BİLİNEN bir hikayedir. Turgut Özal bir gün havaalanında Erdal İnönü ile karşılaşır. İnönü’ye zayıflığına atıf yapıp “ Sizi gören ülkede kıtlık var sanacak.” der. İnönü’nün Özal’ın tontonluğuna vurgu yaptığı cevabı da az dokunaklı değildir; “Sizi gören de ülkedeki kıtlığın sebebini anlar.”
Günümüzün siyasi figürlerini görünce herhangi birinin herhangi biriyle eşleşmesinde bu kadar “yoğun zekanın” sarf edildiği veya edilebileceği bir diyaloğa taraf olabileceklerini bahse değer dahi bulamam. Günümüzdekilerin dünkülerle aynı masada bırakın memleket meselelerini tartışmayı, yemek yiyebileceklerini bile hayal edemem. Kaldı ki bugün bile birbirleriyle aynı masada oturup millete kıyas şansı tanımamalarını “imajları dışında bir şeye sahip olamamalarına” bağlıyorum.
İmamesi böyle olan bir tesbihin diğer tanelerinin de aynı sıranın boncukları olduğunu söylemek için alim olmaya gerek yok. Her yapılanı doğrulamak veya otomatik bir şekilde yanlışlamak işi de bu tanelere kalıyor. Birbirlerinden her akşam şeker alıp tuz, damat alıp kız veren toplum, imamelerin elinde sahip olduğu tüm renkleri kaybederken sadece siyaha veya beyaza mahkum kalıyor. Bunun tek sebebi tepedekilerin koltuklarında bir gün daha fazla geçirmek için gözlerini kırpmadan toplumu gerip, ayrıştırmakta bir sakınca görmemeleri ne yazık ki. Çap zirvede düştükçe dipte dibe vuruyor.
Olası bir depremde maalesef aynı enkaz altında kalacak kadar kader birliği içerisinde olan insanlar, o enkazların üzerinde tepinmekten asla ar etmeyecek siyasiler yüzünden, sarsıntısız geçen günlerini fay hatlarına enerji yüklemekle heba ediyor. Kırılacak zemine imar, yıkılacak binaya ruhsat verenler bir sonraki seçimlerde seçmensiz kalmıyor ama enkaz altından çıkamayanlar seçmen kütüklerinden de siliniyorlar.
Çocukları ne hikmetse ya çürük ya da askerlik yapmaya elverişli olmayan adamlar, sabahtan akşama kadar vatan, millet edebiyatıyla millete ölmenin erdemlerinden bahsederken, akıllarına üçüncü kan sıhri hısımlarına kadar akrabalarının çocuklarını dahi cepheye sürmek gelmiyor. Bırakın cepheyi , bunlara fabrika bekçiliği bile yaptırmıyorlar. Ama fabrikalara kayyum olabiliyorlar. Nasıl bir sülaleden neşet etmektelerse alfabedeki 29 harfi sayamadan, kerrat cetvelinin ne olduğunu bilemeden yedi cetlerinin hayal edemedikleri nimetlerle nimetleniyorlar. Bu nimet zinciri, toplumun tamamının ayağına pranga olarak vurulmasına rağmen, nasıl bir kuru teslimiyetse “külfetten cennet bileti” aşırmayı inanç sistemlerinin temeli haline getirenler bir de bu zulmü menkıbeleriyle süslüyorlar.
İktidarlarla bir şekilde ortaklık kurabilenler, zulmü meşrulaştırmak için amudda rövaşataya kalkarken bunların dışında kalanlar tabutta dömi voleye çıkıyor. Zalimim pilavı, yağını ya da etini kaybettiğinde ise rövanşın faturasını ülke kaybolan yıllarıyla ödüyor. Akledebilen sessiz azınlık ise arka fondan duaya duruyor. “Allah akıl fikir versin.”

Tarih: 12 Aralık 2020 Cumartesi    Hit: 4556




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol