GEÇEN ayın başında, 2009 yılını da devirdik. Allah’ın ömür verdiği her canlı, her geçen yıl yaşına bir yaş daha ekleyerek, başka bir söylemle daha da yaşlanarak ömrünü sürdürüyor. İnsan ise, her gelen yeni yıla başka umutlarla ve güvenle girmek istiyor. Bizim ülkemizde ülkeyi yönetenler, şimdiye kadar ne yazık ki kendileri ve yandaşlarının dışında hiç kimseye ne umut, ne de güven veremediler.
O sebepledir ki, yedi yıldan beri ülkeyi yöneten AK Parti’de artık hem geleceğinden, hem de gelen yeni yıldan umutlu değil. Gökten zembille düşer gibi iktidara oturan bu parti, durduk yere yaptığı büyük hatalarla, ülkemizi ve halkımızı da “etnik bölünme” gibi, büyük bir felaketin eşiğine getirdi.
SORUNU, KENDİLERİ ÇIKARDI
Türkiye’de, çeyrek asırdan beri terör estirdiği için devletin mücadele ettiği bir örgüt vardı, ama “Kürt” halkının devletle hiçbir sorunu yoktu. Çünkü, TC devleti, hiçbir etnik ayırım yapmadan vatandaşlarına eşit uzaklıktaydı. Herkes, ülkenin imkanlarından aynı ölçüde yararlanıyor ve devletin yönetiminde de, ayırımsız görev alabiliyordu. Türk ve Kürt halkı, bu toprakların üzerinde kardeşçe yaşıyor, iyi ve kötü günlerini tam bir kardeşlik ve dayanışma içinde paylaşıyorlardı.
Bir güneydoğu seyahati sırasında Başbakanın, ülkede bir “Kürt Sorunu”unun varlığından söz etmesi, fitili ateşlemeye yetti. Bölgede ve fırsat buldukça ülkemizin her yöresinde terör estiren ve kendi soydaşlarını bile öldüren örgüt, Başbakanın bu söylemine dört elle sarıldı. Örgüt böylece, dillendirilen bu sorun sebebiyle ortaya çıktığını ve bunu çözmek için mücadele ettiğini söyleyerek, haklı çıkmaya çalıştı. O kadar ki, Kürt halkının da önemli bir kısmı kendisini bu sorunun mağduru gibi görüp, terör yanlılarına destek verince, işler iyice sarpa sarıverdi.
Kendi yarattığı bu sorunu, önce “Kürt açılımı” daha sonra da “Demokratik açılım” adıyla çözebileceğini sanan, ancak hiçbir somut öneri ortaya koyamayan hükümet, şimdi iyice yolunu şaşırmış durumda.
ORDU, HEPİMİZİN ORDUSU
Türk ordusu, bu ülkenin iç ve dış düşmanlarına karşı en büyük gücü ve güvencesi. Biz, ordusunun kahramanlığı ve asker sevgisiyle tanınmış bir milletiz. AK Parti iktidarının, darbe planları yaptığı bahanesiyle Orduyu yıpratmaya yönelik tavırları, halkımızı çok ciddi biçimde endişelendiriyor.
Hiçbir ülkenin askeri, son yıllarda bizim askerimizin uğradığı kadar saldırı ve yıpratma hareketine maruz kalmamış ve aşağılanmamıştır.
Halkımızın ezici çoğunluğu, Türkiye’de askeri darbe yapılmasına karşıdır. Nitekim, askerden muhtıra yiyen iktidarlar, muhtıraya tepki olarak halk tarafından hep desteklenmiştir. Mesela, 2007 yılında AK Parti için verilen e-muhtıra’nın ardından yapılan seçimlerde, halk bu tavrını bir kere daha göstermiştir.
Ne var ki bu durum, bir Ordu düşmanlığının sebebi olamaz. Milletimiz, adalet dağıtan Yargıya muhtaç olduğu kadar, geleceğimizin güvencesi olan Ordu’ya da muhtaçtır.
Okullarda, yıllardan beri çocuklarımıza asker bir millet olduğumuzu, Ordumuzla gurur duyduğumuzu anlatmaya çalışırken, şimdi ortaya çıkan bu “Ordu düşmanlığı”, yeni yetişen nesile, bundan sonra acaba nasıl anlatılabilir?
İktidar, Ordunun ve Yargının üzerinden elini süratle çekmelidir. Bu durum hem iktidar, hem de ülkemizin geleceği için çok gereklidir. Sonradan duyulan hiçbir pişmanlık, pişman olana fayda getirmemiştir.
ATATÜRK DOĞRU SÖYLEMİŞ
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !..”
Bu söz, AK Parti iktidarına kadar bu ülkede hiç tartışılmadı. Cumhuriyetin 10’ncu yıl nutkunu bu cümle ile bitiren Büyük Atatürk, hiç kuşkusuz ki bu sözü söylerken, etnik bir ayrımcılık düşünmemişti. Bu sözü ile Türkiye’de yaşayan ve Türk vatandaşı olan, başka bir söylemle Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran herkesi onurlandırmak istemişti.
Bu söz, itirazsız bütün vatandaşlarımızca kabul gördü. Yeni yetişen nesile, ülkemizin her tarafındaki okullarda bir slogan gibi belletildi. Ne olduysa bu söz, AK Parti iktidarından sonra tartışılır hale geldi.
Kürt vatandaşların ayrımcılık taleplerini, Başbakanın “Kürt Sorunu” olarak nitelemesinden sonra, bu söz tartışmaya açıldı ve ayrımcılık iyice hız kazanmış oldu. Hatırlayınız, Dr. Frankeştayn’ı, kendi yarattığı güç ortadan kaldırmıştı. Yarattığı bu sorun yetmiyormuş gibi, Ordu ve Yargı düşmanlığında da fren tanımayan AK Parti eğer, kendi isteğiyle saplandığı bu bataktan kendini kurtarabilirse, onun da söyleyeceği söz elbette: “Ne Mutlu Türküm Diyene” olacaktır.



